ÇELEBİ
Ahmet İnam'ın izniyle yayınlanmıştır, teşekkür ederiz.
Çelebi
Çelebi, tarihsel, kültürel çağrışımları yoğun olan bir sözcük. Çağımın insanlarını tanımada, belli özellikleri
olan bir grup insana "çelebi" sözünü yakıştırmaktan çekinmiyorum. Garipler ve mahzunların yanında yer
alırlar. Garipler kadar yalnız, mahzunlar kadar yoğun hüzün yaşayan insanlardan değildirler. Çelebilerin
dikkat çekici özelliklerinden biri içtenliğidir. İnsanlara güvenmesi. "İnsan sıcaklığı" ile dolu olması.
İyimserliği. İyimserliği elbette, bilgi ve zekâ eksikliğinden kaynaklanmaz, duyarsız, kaba bir insan değildir
çelebi. Eksikliklerinin, sorunlarının, yetersizliklerinin, perişanlığının, dünyanın gidişindeki haksızlığın
farkındadır. Derinden derine duyduğu acı, ruhunun "çok diplerinde" yaşanır. Çelebiyi hep gülümserken
görürsünüz. Gülümsemesi yüzüne yapıştırılmış bir yama gibi durmaz. Çektiği acılar yaşam karşısındaki
duyarsızlığından gelir. Acıları onu güzelleştirmiş, sevimli kılmıştır.
Bir anlamıyla "acıların çocuğu"dur çelebi, oysa acıdan hiç söz etmez. Acı çekmekten övünen,
karamsarlık, asık yüzlülük, saldırganlık şampiyonu "entellere" hiç benzemez. Acının şirin kıldığı bu sevimli
insan uzatıverir avucunu avucunuza, tutmazsanız, kızmaz; anlar, geri çeker. Saldırganlık duygularını
mizahın, sporun, dansın, müziğin yoğunluğunda eritebilmiştir. Öfkelenmez. Hınç duymaz. İntikam
duyguları taşımaz.
Kendinden memnundur. Neden? Çelebi yaşam enerjisini nereden alır? İnsan sevgisinden. Nasıl olup da
insanları sevebilmektedir. Kendini sevebildiği için. Peki, neden kendini sevebiliyor? Çünkü
güvenebiliyor. İnanabiliyor. Bağlanabiliyor. İnsanlara, geleceğe, kendisine güveninin ardında ne var? Hiç
düş kırıklığına uğramıyor mu? Uğramaz olur mu? Bu denli duyarlı bir insanın, bağlanıp, kendini
duygularına, düşüncelerine, inançlarına, sevdiklerine, söz verdiklerine adayabilen insanın sık sık
umutsuzluklara düşebildiğini beklentilerinin gerçekleşmediğini gözlemleyebilirsiniz. Çelebi, bunca
sıkıntıya, çileye katlanmayı bilendir. Neden? Sıkıntılardan kaçmadığı, onları kabul ettiği için. Yitirdiklerini
görür, karşılaşır onlarla. Çaresizlikleriyle muhabbete geçebilir: "Elbette, ben buyum. Artılarım ve
eksiklerimle böyle biriyim ben. Böyle biri olarak yaşayacağım. Böyle biri olarak gökyüzünün altında
yeryüzünün üstündeyim. Acılarımı bir paratoner gibi çeker, gökyüzüyle yeryüzü arasında bir köprü
olduğumu duyarım. Acılarım yalnız bana özgü değildir. Diğer insanlarla birlikte yaşıyorum. Acılarım beni
güzelleştirmek, olgunlaştırmak, beni yaşadığım dünyada öteki insanlara karşı daha sorumlu kılmak
içindir. Bir anlamı vardır, başıma gelenlerin. İnsanlara daha yararlı olmak, daha güzel duyguların
kurulması için, çekilen bu çileler. Benim ve insanlığın çektikleri daha güzel bir dünyayı oluşturmak için
adımlardır. Kişisel varlığımın bu evrenin bütünlüğü içinde kendi başına bir anlamı yoktur, ben herkes
içinim, insanlık içinim. Acılarım insanlığa armağan olsun."
Çelebi, kendi varlığının bir "aşama" olduğunu düşünür. Gelişmeye, eleştiriye açık ruhu ile günlük dünya
içinde, günlük dünyanın uzağındadır. Toplumsal ilişkileri başarabildiği için, siyasal, yönetimsel roller
alabilir. İlkelerini içselleştirdiği için, ikide bir insanların yüzüne vurmaz. "Adalet, insan hakları, demokrasi,
yüksek etik değerler, sanat, edebiyat, felsefe" gibi kavramları kullanmayı pek sevmez. Yaşar ve örnek
olur insanlara.
Dünya görüşünü ve inançlarını da insanların yüzüne tokat gibi vurmayı sevmez. Çelebi'nin siyasal
görüşlerini ancak eylemlerinden çıkarabilirsiniz. Çalışmayı sever. Sevmeyi sever.
Hınzırlardan farkı, sorgulamayı fazlaca sevmeyişidir. Sorgulamanın, irdelemenin, olur olmaz eleştirinin
insanı geliştiremeyeceğini düşünür. Çelebi, eleştirilerini dolaylı olarak yapar, satır aralarında anlatır.
Gelecek korkum azalıyor, çelebilere rastladıkça.
Ahmet İnam
Gönülden Bilime
18 Ağustos 2001 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi; 9. Sayfa