HIŞIR
Ahmet İnam'ın izniyle yayınlanmıştır, teşekkür ederiz.
Hışır: Bir hüzün yoksulu
İnsan aklının çok boyutlu yapısıyla, insan karakteri arasında ilişkiler var. İnsan aklının teorik, denetleyen,
anlayan, şiirleyen, erotik, bağlanan, eleştiren akıllardan oluştuğunu söylemiştim, yazılarımda.
Teknoloji-yoğun çağımızda bu akıllar, çevreden ve ortamdan gelen etkilerle, çeşitli insan ''tip'''leri ya da
''karakteri'' oluşturuyor. Çevre, fiziksel, toplumsal, ekonomik, kültürel özellikleriyle etkiliyor insanı.
Ortamsa, düşünsel etkilerden oluşuyor.
Denetleyen akıl, diğer akıllarla uyumunu yitirip, kendi başına ''büyümeye'', etkili olmaya başladıkça
hıyarlar ortaya çıkıyor. Hıyar, yarışmacı, satışa, pazarlamaya dayalı kapitalist dünyanın insanıdır. Çevre
ve ortam dünyayı bostana çevirmiştir.
Çağımız, sayıları hıyara göre az da olsa, çeşitli karakterleri barındırıyor içinde. Benim ilgimi çeken,
yazılarımda ele alacağım ''tip''ler arasında şunlar var: Hıyar, Hışır, Hınzır, Ulu, Ermiş, Çelebi, Mahzun,
Garip. Belli bir dizilim içinde verdim ''tip''leri. Hıyar, Garip ve Mahzun'u anlatmıştım. Şimdi hışırlardan
söz edeceğim.
''Hışır'', kavun ve karpuz içinin sert kalan kabuk tarafı, olgunlaşmamış kavun karpuz anlamlarına geliyor.
Elbette, bu anlamlarla birlikte kaba ve görgüsüz insan anlamı da var. Ben hışırı bir ''hıyar'' türü olarak
görüyorum. Hışır, uyanık, anlayan, entellektüel hıyardır. Hıyar kendinin farkında değildir. Hışır ise
farkına varmıştır, hıyarlığının. Bu farkındalığını örtmeye çalışır. Dahiyane kılıflar bulur hıyarlığına.
Hıyarlığını ''estetize'' eder. Entellektüel biçim verir ona. Dinsel, psikolojik kılıflar da giydirebilir
hıyarlığına. Düşlerinde hıyarlığını, farketse de, uyanınca hıyar olmadığını söyler. Ahlaklılık örneği kesilir.
En büyük bilim adamı ya da en iyi dindar, en iyi vatansever, en iyi solcu, en iyi ressam, en iyi psikiyatrist,
en iyi filozof,en iyi şair, en iyi sanatçı olduğunu iddia eder. Bilinç dışındangelen ''sen aslında hıyarsın''
tehdidini duymamak için çırpınır. Kitaplar yazar, yardım yapar, hacca gider, parti kurar, felsefeyle
uğraşır, kendini spora verir. Çiçek yetiştirir. Kedi köpek besler. Sergi açar. Vakıf kurar.
Hıyar, derin çelişkiler ve çatışmalar yaşamaz. Düz yaşar, genellikle yaşamını. Hışır ise huzursuz ve
acılıdır. Tasavvuftaki ''nefs-i levvâme'' olan, ''levm eden'', azarlayan nefsi, ona sürekli olarak acı verir.
Hıyarlıktan kurtulmak ister, kurtulamaz. Kurtulamadığı için, çektiği acıyı dışına yansıtır, insanlara acı
verir, zulmeder. Çok hassas, kırılgan biri olduğunu söyler, herkesi kırar geçirir. Kendini eleştiremediği
için yüzünü öteki insanlara çevirir, boyuna onlarla uğraşır. Hıyar gibi, hıyarca değil belki, daha ince, daha
kurnazca uğraşır. Onlara acı verdiğini gördükçe, kendi çelişkilerinden, acılarından, çatışmalarından
kurtulabileceğini sanır. Oysa, ''sen hıyarsın'' sesi, düşlerini karabasana çevirmektedir. Kendisiyle
karşılaşmayı kabul etse, kendisiyle görüşebilse, bu depremi yaşayabilecek yürekliliği gösterebilse
yaşadığı sıkıntılardan kurtulabilecektir.
Hışır, Jung'cu anlamıyla gölgesinden korkmakta, gölgesini ışığa taşıyabilecek atılımı yapamamaktadır.
İçindeki çirkinliği dışarıya yansıtmakla kurtuluşu elde edebileceğini sanmaktadır. Yarı bilinçli bir hıyar
olarak, dünyanın tadını çıkarabilmeyi, güç kazanmayı, saygın bir insan gibi değerlendirilmeyi
istemektedir. Kendisine hıyar olduğunu hatırlatacak davranışlarla karşılaştığında, çok kızmakta, ısrarla
asıl hıyarın bu hatırlatmayı yapanlar olduğunu söylemeye çalışmaktadır.
Hışır, tüm yarı bilinçliler gibi tehlikededir: Güvenilmez bir kişiliği, kolayca tersine çevirebileceği savları,
sık sık mızıkçılıkla son bulan ilişkileriyle, kendisine acı veren gerçekleri kolayca çarpıtabilse de, dünya
ona cehennemdir.
Hışırlardan yaratıcı insanlar çıkabilir, birçok bilim adamının, filozofun, sanatçının komutanın hışırca
özellikleri vardır.
Hışırın acısını, biraz tuhaf gelebilir ama, hüzün dindirebilir. Hışır, hüznü yaşayamayan biridir. Nasıl gariple
hıyar iki zıt kutupta duruyorsa, mahzunla da hışır ayrı kutupların insanlarıdır...
Ahmet İnam
Gönülden Bilime
28 Temmuz 2001 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi; 9. Sayfa