HIYAR
Ahmet İnam'ın izniyle yayınlanmıştır, teşekkür ederiz.
Hıyarlar devrim yapamaz!
Neden hıyarlar dünyada? Yanıt basit: Dünya bir bostan. Peki, neden gülistân değil? Hiçbir zaman
olmadı, belki. Kavga, güç elde etme savaşı, sahip olma kaygısı ile yaşanan çatışmalar. Ben merkezli,
kültür merkezli, ırk merkezli dünya görüşleri... Yaşam kavgasının aman vermez zulmü altında ezilen
insan, tarihi boyunca hıyarlığını inceltecek kültür ürünleri (sanat, bilim, din, düşünce alanlarında...) ortaya
koysa da kendi yaşam alanını bostanların dışına çıkaramadı. Giderek acımasız kapitalist düzenin
yarışmalarla varolmaya çabalayan insanı, hıyarlığını geliştirdikçe daha başarılı olacağını düşünüyor. Hıyar
olmayan, "yırtık" olmayan, atılımlar yapıp, yatırımlar geliştiremez. Hıyar değilseniz, bu düzende
varolamazsınız. Hıyarlardan çıkıyor işadamları. Hıyarlardan çıkıyor, iktidarı ele geçiren insanlar.
Saldırgan, atılımcı, iş bitiricilerin önemsendiği değerli görüldüğü bir dünyada, hıyarlardan rahatsız
olunmuyor. Hıyarlar el üstünde tutuluyor. Hıyarlar sınav kazanıyor. İşe giriyor. "Yukarılara" doğru
tırmanıyor. Politika, hıyarların oyun alanı olmuş. Dünya hıyarların dünyası. Çevresel koşullardan,
toplumsal-ekonomik, kültürel nedenlerden dolayı. Kaba, kendi kabalığını kabul edemeyecek kadar
vahim bir gaflet içinde! Karanlık yanlarını farkedebilecek duyarlılıktan yoksun. Entel, bilgi küpü ama
bilgisi iç dünyasına sızmamış, iç üzerine kitap yazıp, kendisini içinde göremiyor . Sözcük şaklatıyor.
Felsefe yuvarlıyor. Bilgi kum kuması. Kibrinden, yüksek perdeden konuşmasından yanına varılamıyor.
Ruhu kanıyor. Bakımsızlıktan iç dünyasını yaban otları bürümüş. Toplumsal, politik, ekonomik, kültürel
çözümlemeler yapıyor. İçinden gelen sesleri dinlemesini bilmiyor. Kabalığı, hıyarlığı, yüksek düşünsel
gücünden ve bilgisinden geldiği sanılıyor. Oysa, bilgisi ve düşünsel gücü, iç dünyasına ulaşamıyor. Hıyar
böylece narsisist imgeler yaratıyor, kendisi hakkında. Bu imgeleri kendi sanıyor. Tapıyor bu imgelere.
Bu, yarattığı kendi imgelerini beslemek" için, kendisini sevecek insanlar arıyor. Kimseyi sevemiyor.
Teknoloji ve bilimin hıyarlarla ilgisi var mı? Olmaz mı? Çağdaş bilim ve teknoloji, hıyarları besliyor.
Model kurmaya, deney yapmaya, sınamaya, yanılmaya ayrılmış bir yaşamın gündeminde hıyarlık yok.
Peki kimin sorunudur, hıyarlar? Hepimizin. Hıyarlığını farketmiş insanların. Bütün dünya bostana dönmüş
dediğimde elbette kendimi de asılı hıyarlrın arasında görüyorum. Sıkıntım, keskin Freudgillerden
dostların sanabileceği gibi, bir "yansıtma" sorunu değil. İçimin hıyarlığını dışa vurup, herkes hıyar
demiyorum. (Biraz etkisi vardır elbette!) Hıyarlık, çağımızın en büyük sorunlarından biri. İlim irfân
yoluyla, "hıyarsızlaştırma" kampanyaları ya da eğitimleriyle tez elden giderilir, bir "üst yapı" sorunu değil!
Bir yaşama sorunu. İnsan olma sorunu. "Sev" denmiş, "say" denmiş. Bunların ince yaşam durumlarına
nasıl uygulanacağı bilinmiyor. Nasıl seveceğim? Kendisi olabilen, kendi yaşamına sahip biri olarak nasıl
seveceğim? Biricik bir insan olarak, biricik sevgilimi, yaşadığım biricik ortamlarda nasıl seveceğim?
Biricikliğimizi yaşayabilme, genel ahlak ilkelerinin özel durumlarda gerçekleştirilebilmesi, yaşama ustalığı
burada. Yaşama ufukları dar, kendisiyle karşılaşmamış, giderek kendisine hiç rastlammış insanların
dünyasında hıyarlaşma hızlanıyor. Güçleniyor.
Hıyarları önce dostlarımda gördüm. Sağolsunlar, bu konuda benim gözümü açtılar. Hıyarân diye bir
kitap yazdım. Hıyarca yazılmış bir kitaptır. Sonra anladım ki ben de az hıyar değilmişim. Hıyar
olmayanlara (gül mü diyeyim onlara?) rastladıkça yüreğim burkuldu. Hem kıvanç duydum, şükrettim,
içimdeki sonsuzluğa: Hâlâ güzel insanlar var. Bu çirkin yaşam çarkının kirletemediği. Biliyorum, insan
hâlâ onlar var diye insan. Dünyanın yönetiminde yerleri yok. Belli etmiyorlar kendilerini. (Eski deyimle,
mahviyet mesleğine mensup"lar!) Hem içimin bir yerleri sızladı. Kalakaldım. Kendimin hamlığını
görmekten. Dostlarım, bana her gün bostanda yaşadığımı anımsatıyorlar: "Ahmet, sakın kendini
gökyüzünde sanma, burası bostan. Burada gücü gücü yetene bir kavga, entrika, stratejik davranışlar,
kullanma ve sömürme ilişkileri egemen. Burası, Platon'un göğü değil! Burası Epikür'ün bahçeleri,
Stoa'nın aradığı "âsude bahar ülkesi" değil. Burası sana göre değil. Silahların, ağır iş makinelerinin, güneş
gözlüklerinin arkasına ruhlarını gizleyebileceklerini sanan, kendine, dünyaya, geleceğe, doğaya, evrene
karşı acımasız, kaba, odunlaşmış insanların dünyası.
Elinde bastonu, iki büklüm yürüyen huysuz bir yaşlı adamın dünyadan yakınması değil, bu söylediklerim.
Teknoloji, birçok yaramızı sararken hıyar olma potansiyelimizi hızla arttırıyor. Bizden sonrakiler, belki
de bizi şöyle anacaklar: "Yirminci yüzyılın sonları, yirmi birin başları mı? Çok hıyar vardı dünyada hem
de çok". Bir zamanların "Kahramanlar Çağı" gibi, çağımız belki de "Hıyarlar Çağı" olarak anılacak.
Ahmet İnam
Gönülden Bilime
23 Haziran 2001 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi; 9. Sayfa