Kentler ve anı 3
Yüksek burçlarıyla Zaira'yı boşuna anlatmaya çalışacağım sana gönlüyüce Kubilay.
Merdiven yolların kaç basamaktan oluştuğundan, kemer kavislerinin açı derinliğinden,
çatıların hangi kurşun levhalarla kaplandığından söz edebilirim sana; ama şimdiden
biliyorum, hiçbir şey söylememiş olacağım sonunda. Zira bir kenti kent yapan şey bunlar
değil, kapladığı alanın ölçüleri ile geçmişinde olup bitenler arasındaki ilişkidir:
bir sokak lambasının yerden yüksekliği ve orada idam edilen zorbanın sallanan
ayakları ile yer arasındaki uzaklıktır; o lambadan karşı parmaklığa gerilen ip ve
kraliçenin düğün alayının geçeceği güzergahı süsleyen festonlardır; parmaklığın
yüksekliği ve şafakta onun üzerinden atlayıp kaçan gizli sevgilinin sıçrayışıdır;
bir saçağın eğimi ve aynı pencereye süzülen bir kedinin o saçak üzerinde kayarcasına
yürüyüşüdür; burunun arkasından birden çıkıveren harp gemisinin toplarıyla çizdiği
siluet ve saçağı yok eden bombadır; balık ağlarındaki yırtıklar ve ağlarını yamamak
üzere iskeleye oturmuş, kraliçenin gayri meşru oğlu olduğu ve kundağıyla, oraya,
iskeleye bırakıldığı rivayet edilen zorbanın harp gemisinin hikayesini yüzüncü kez
birbirlerine anlatan o üç yaşlı adamdır.
Anılardan akıp gelen bu dalgayı bir sünger gibi emer kent, ve genişler.
Zaira'nın bugün olduğu biçimiyle bir anlatışı Zaira'nın tüm geçmişini içermeli.
Oysa kent geçmişini dile vurmaz, çizik, çentik, oyma ve kakmalarında zamanın izini
taşıyan her parçasına, sokak köşelerine, pencere parmaklıklarına, merdiven trabzanlarına,
paratoner antenlerine, bayrak direklerine yazılı geçmişini bir elin çizgileri gibi
barındırır içinde.