BECERİLERİYLE TANIMLANAN KADIN
Gecekondularda Ev İçi/ Parça Başı Üretim Yapan Kadınlar
Giriş
Küçük ölçekli üretimin ihracata yönelik olarak örgütlediği ucuz kadın emeği giderek yaygınlaşıyor. Bu üretim tarzı özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaygınlaşmış durumda. Türkiye bu ülkeler arasında yerini alırken, İstanbul gibi metropolitan şehirlerin gecekondu mahallerinde yaşayan kadınlar da bu üretim sistemi içerisindeki emek örgütlenmesinde yerlerini alıyorlar. Üretim sürecine katkıda bulundukları halde toplumsal cinsiyet rollerinin, aile içi konumlarının ve yaşadıkları ülkenin politikalarının bir sonucu olarak gerçekleştirdikleri üretim salt bir etkinlik olarak tanımlanmaktan öteye gidemiyor.
1. Gecekondularda Ev İçi / Parça Başı Üretim Yapan Kadınlar 1.a. Türkiye Eşitlik Politikaları ve Kadın İstihdamı Konusunda Yolun Neresinde?
Kadın...
1.b. Becerileriyle Tanımlanan Kadınlar
Büyük kentlerde özellikle İstanbul’da parça başı üretim yapan kadınları ve onların emek örgütlenmesini değerlendirmeye geçmeden önce, bu değerlendirmenin sınırlarını çizmek doğru olacaktır.
1. c. Parça Başı İş / Ev İçi Üretimin Tanımı
Parça başı, her parçasına saatler harcanan bir üretim. Bu işler kadın üretiminin doğal bir parçası olarak görülüyor. Onun becerisinin doğal bir parçası.
Sonuç
Bu yazının sonucunda, kadının emek piyasasına katılımının çok sayıda belirleyeni olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır diye düşünüyoruz. Ya da başka bir ifade tarzıyla; kadın emeğinin örgütlenişi çok belirleyenli bir yapıdan geçiyor. Var olan toplumsal cinsiyet rolleri, aile yapısı, özel alandaki konum ve Türkiye’nin siyasi, sosyal ve ekonomi politikaları bu belirleyenler arasında sayılabilir.
DİPNOTLAR
1. Kadının konumunu değiştirmeye, dönüştürmeye yönelik politikalar salt çalışma hayatına, emeğin örgütlenmesine yönelik değildir. Fakat bu yazının içeriği bağlamında asıl ele alınacak konunun, kadın istihdamı ve istihdamda eşitlik politikaları olarak belirlenmesi doğru olacaktır.
KAYNAKÇA
* Ecevit, Prof. Dr. Yıldız, Kentsel Üretim Sürecinde Kadın Emeğinin Konumu ve Değişen Biçimleri., Tekeli, Şirin, haz. 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, İletişim Yay., İstanbul: 1993.
NURAY KÜÇÜKLER
"Becerileriyle Tanımlanan Kadın" başlığını içeren bu yazı, kentlerde ev içi/ parça başı üretim yapan kadınların emeğini değerlendirmeyi amaçlıyor. Aile içi emek örgütlenmesi olarak da nitelendirilebilecek bu üretim tarzı, gerek iç gerek dış pazar açısından önem taşıyor. Buna rağmen üretimde bulunan kadınların sosyal haklar ve güvencelerden yoksun olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda öncelikle Türkiye sosyal politikaların ve onun dahilindeki eşitlik politikalarının neresinde duruyor sorusunu cevaplandırmaya çalışacağız.
Yazının incelemeye çalıştığı asıl konu yukarıda da belirtildiği üzere gecekondularda ev içi/ parça başı üretim yapan kadınlar. Bu başlık altında kastettiğimiz kadınların kimler olduğu, ev içi demekle neyi kastettiğimizi anlatmaya çalıştıktan sonra parça başı üretimin tanımını yapmaya çalışıp, bu üretim tarzının kapitalist pazarla ilişkilerini incelemeye çalışacağız.
Kurgulanmış bir tarih masalında her daim ikinci cins kılındı, ikinci cins olarak anlatıldı. Erkeklerle eşit fırsatlar mı?
Yaşadığımız çağda bile mümkün kılınamamış bir fırsat eşitliği, sizce tarihin herhangi bir zamanında vuku bulmuş mudur?
Kadın erkeklerle aynı fırsatlara sahip olabilse bile sonuçtaki eşitlik sağlanabilecek midir?
Bu sorular kadının ikincil konumuna karşı çıkan herkesi rahatsız eden ve kimilerini de değiştirmek için müttefik olmaya yönelten sorular. Peki bu sorulara sosyal politika kavramının içerisinde yer alan eşitlik politikaları bağlamında bakarsak neler görürüz? (1)
Soruyu cevaplamadan önce, eşitlik politikalarının sosyal politikanın bir parçası olması itibariyle önce sosyal politika daha sonra da eşitlik politikası kavramlarından neler anladığımıza bir bakalım.
Sosyal Politika, çalışma ilişkileri, emeğin örgütlenmesi, çalışma yaşamı gibi konuları kendi tanımı gereği kapsamaktadır. Meryem Koray yukarıda adı geçen konuların sosyal politika uygulamalarının ilk yöneldiği alan olduğunu belirtiyor. (2)
19. yüzyıl, emek, sermaye, toplumsal sınıf....
Toplumsal sınıf kavramı aslında Karl Marx’dan çok daha öncelere dayanıyordu. (3) Marx’ın asıl katkısı, kapitalist üretim tarzının asıl çatışmasının burjuva ile proleter, emek ile sermaye arasında olduğunu söylemesiydi. O halde görülüyor ki halihazırda süre giden bir çatışma öğesi 19. yüzyılda iyice keskinleşmişti. Bu keskinliği aşındırmak, azaltmak amacıyla bir takım politikalar devreye girdi. Meryem Koray, sosyal politikanın emek ve sermaye arasındaki çelişkilerin iyice su yüzüne çıktığı toplumlara özgü bir politika olduğunu söylüyor ve bu politikanın özünde sınıf çatışmasını azaltmayı amaçlayan bir uzlaşma aracı olarak düşünüldüğünü ekliyor. (4)
O halde sosyal politikanın bir devlet politikası olduğunu belirtmemiz yanlış olmayacaktır. Vatandaşlık hakkına dayalı bir devlet politikası. Sınıflar arasındaki somut eşitsizlikleri soyut kavramlarla örtbas etmeye çalışan kapitalist devlet, ırk, ulus, vatandaşlık gibi kavramlarla tebaasını birlikte tutmaya yönelecektir elbet. Sosyal Politikanın ilk yöneldiği konular çalışma ilişkileri, emeğin örgütlenmesi, çalışma yaşamı gibi konulardı. Fakat sosyal politika kavramı giderek genişledi ve işsizler, kadınlar, yaşlılar ve onların hakları, eğitimde ve sağlıkta fırsat eşitliği, sosyal güvence vb. kavramlar da sosyal politikanın kapsamı içerisine girdi. (5) Kavram giderek genişlerken yine giderek yükselmekte olan kadın hareketiyle çakıştı. (6) Batıda kadınla erkeği eşit kılabilmek için adımlar atılmaya başlandı. Anayasa ve yasalarda çeşitli değişiklikler kabul edildi, kadının eğitim alabilmesi, iş yaşamına katılabilmesi yönünde de çeşitli düzenlemelere gidildi.
Kavramların içeriklerine değinmeye çalıştık. O halde başlangıçta sorduğumuz soruya geri dönersek... Kadının baş etmeye çalıştığı eşitsizliklerin külliyatı aşikardır. Örneğin sanayileşmeyle birlikte ücretli işçi sayısı hızla artmış ama kadınlar bu nüfus içerisinde oldukça az yer tutmuşlardır. Bunun asıl kaynağı erkeklerle eşit fırsatlara sahip olamamalarıdır. Kadına eşit fırsatları sağlamayı amaçlayan istihdamda eşitlik politikaları çalışan kadının sorunlarını önlemeye yönelik bir takım uygulamalarda bulunur. Bu uygulamaların temel hedefi kadınlar için fırsat eşitliğini sağlamaktır. Bu doğrultuda kadının ev içi yükünü hafifletmek, istihdamda eşit fırsatlar tanımak gibi uygulamalar gerçekleştirilmeye çalışılır.
Türkiye yolun neresinde?
Türkiye ve kadın...
Bu iki kelimeyi iş gücü bağlamında ele alırsak neler söylenebilir?
Türkiye’yle diğer gelişmekte olan ülkeler arasında bir paralellik kurulabilir mi?
Koray, kadının Türkiye’de birçok gelişmekte olan ülkelerdeki kadınlar gibi, çoğunlukla ya kırsal kesimde ücretsiz aile işçisi ya da emek yoğun sektörlerde ucuz emek olarak çalıştığını belirtiyor. (7) Bu durumun nedeni aşikar. Kadının gerek kamusal, gerek özel alanı belirleyen erkek egemen ideolojiler tarafından ikinci cins ilan edilmesi istihdamdaki eşitsizliklerin de temelinde yatan nokta. Mesleki eğitim yetersizliği, kadına biçilen geleneksel roller-ki annelik ve eşlik kadının özel alanda var olması gerektiğini vurgulayan statüler olagelmiştir-, salt kadına yönelik olduğu belirtilen işler. İşte... Tıpkı gelişmekte olan diğer ülkelerde yaşayan kadınlar gibi, Türkiyeli kadınların baş başa olduğu sorunlar. Ve bir çıkarım: İstihdamda eşitlik politikaları kadının sadece kamusal alandaki eşitsizliklerine dairse, eksik kalacaktır. İstihdamda eşitlik politikaları özel alan olarak tanımlanan sahaya da adımını atmalı ve kadının geri konumunu destekleyen geleneksel rollerle de uğraşmalıdır.
Peki, az gelişmiş sıfatını isminin önünde taşıyan bir ülke olarak Türkiye’yi düşünelim...
Sosyal niteliği ne kadar gelişmiş olabilir?
Sosyal niteliği eksik kalmış bir ülke kadın sorununa çözümü yeterli derecede arar mı?
Gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderek keskinleşmesi sonucu kentlerde orta sınıfın gittikçe belirginsizleşmesi ve gecekondularda yaşayan nüfusun günden güne artması, işsizliğin günden güne büyümesi, askeri harcamalara aktarılan kaynaklar, sosyal güvenlik bağlamındaki kısıtlı politikalar, yakın tarihimizdeki askeri darbeler, hak ve özgürlükler mücadelesinde ağır bedeller ödeyen insanlar.... İşte Türkiye’nin panoraması. Türkiye’nin alması gereken uzun yolların olduğunu söylemek üstten bir tavır belirlemek olmayacaktır sanırım. Zira, az önce çizmeye çalıştığımız panoramadan yola çıkarak istihdamda eşitlik politikalarının çok çok başında olduğumuzu söyleyebiliriz. Peki niye başındayız? Bu sorunun cevabı için kadın işgücüne dair sorunlara değinmek yanlış olmayacaktır. Yıldız Ecevit, kadın işgücünün sorunlarını şöyle sınıflandırıyor: "Sanayide yaşanan durgunluk ve gerileme halen çalışmakta olan kadınları olumsuz olarak etkilemekte, işlerini kaybetmelerine neden olmaktadır. Sanayide süregelen durgunluğun kadın işgücü açısından ikinci bir sorunu ise, ucuz işçiliğin egemen olduğu fason üretimin artışıdır." (8)
Yukarıda sorun olarak belirttiğimiz şeyi aslında kadınların karşı karşıya olduğu sonuçlar olarak düzeltmeliyiz belki de. Çünkü Ecevit yukarıdaki cümleleriyle içinde bulunduğumuz durumu gözler önüne seriyor. Bu durumu doğuran koşullara Türkiye’nin genel Panoraması açısından yukarıda değinmiştik. Bu koşullara kadına dair sorunları da eklemek yerinde olacaktır. Kadına dair sorunlar? Eğitim örneğin. Kadın mesleki eğitim imkanına sahip değil, Annelik ya da... Çocuk doğurana kadar çalışan kadın örneği... Pek çoğumuzun birebir gözlemlediği bir örnektir. Ücret. Eşit işe eşit ücret almayan kadınlar. Kadınların işe alınırken erkeklere oranla daha az şansa sahip olması... Bu sorunlar daha da uzayıp gidebilir. Tüm bu sorunların sonucu olarak kadının istihdamdaki konumu da işte tam gözlerimizin önünde duruyor.
Kadın işgücünde istihdam olanağı bulamıyor. Ülkedeki yoksul sayısı giderek artıyor. Bir ailenin geçinebilmesi için ailenin belki de tüm fertlerinin çalışması gerekiyor. Peki bu durumda kadın emeğini nasıl örgütlüyor? Büyük kentlere özellikle İstanbul’a baktığımızda parça başı/ ev içi üretimin hızla arttığını görüyoruz. (9) Saniye Dedeoğlu, kadınların enformel sektör faaliyetlerinin ailenin kadın istihdamına olan etkisini anlamak açısından önemli olduğunu belirtiyor. (10) Çünkü kadınların evden iş yapmaları dışarıda ücretli bir işte çalışmalarından daha kolaydır ve bu iş kadınların ev işlerinin bir uzantısı olarak görülmektedir. O halde bu işi gerçekleştiren kadınların kim olduğunu tanımlamak, aile içindeki konumlarını tespite çalışmak yerinde bir çaba olacaktır.
Hangi kadınlardan bahsediyoruz?
"Gecekonduda" derken neyi kastediyoruz?
Bu kadınların aile içindeki konumları nasıl?
Akrabalık ilişkileri ile emeğin örgütlenmesi arasında bir ilişki var mı?
Yani becerileriyle tanımlanan bu kadınlar kim?
Ve... Neden becerileriyle tanımlanıyorlar?
Bu yazının temelini İstanbul’un gecekondu alanlarında yaşayıp evde üretim gerçekleştiren kadınlar oluşmaktadır. Bu kadınlar kırdan kente göçle İstanbul’a yerleşmiş, metropol kent hayatına yüzeyde eklemlenmiş bölgelerde yaşayan ve yoksul sınıfa üye kadınlar. Tarımsal kazanç eksikliği, bölgesel yatırımların kısır kalışı, savaş vb. gibi itici etkilerle yaşam koşullarının kötülüğü yüzünden Anadolu köylerinden İstanbul gecekondularına yerleşmiş kadınlar. (11) Yaptıkları iş ihracata yönelik tekstil endüstrisinin ihtiyaçlarını karşılıyor. Ya aile atölyelerinde ya da kendi evlerinde tekstile yönelik, parça başına ücret aldıkları bir işi gerçekleştiriyorlar. (12) Becerileriyle tanımlanıyorlar çünkü geleneksel olarak biçilen roller çerçevesinde kendi kimliklerini bulundukları çevreyle sağlıyorlar. Yani aileyle, aile için ürettikleriyle, hizmetleriyle. Ürettikleri parça başı işlerle aile ekonomisine katkıda bulunuyorlar ve böylece toplumsal kimliklerinin sağlamasını yapıyorlar. (13)
Bu kadınların emeklerini örgütlemesinde aile içerisindeki konumları oldukça belirleyici oluyor. Kadınların emek piyasasına girmesinde hem aile içindeki konumları hem de toplumsal cinsiyet rolleri oldukça belirleyici oluyor. Bu nedenle özel alan ve bu alandaki ilişki biçimlerine bakmamız yerinde olacaktır. Bu kadınlar kente göçle birlikte yeniden oluşan sosyal ve ekonomik ilişkiler ağının içerisinde yaşıyorlar. Fakat bu ilişkiler ağını yeni diye tanımlamak ne kadar doğru olacaktır? Dedeoğlu, Dubetsky’nin çalışmasına yaptığı bir atıfla bu sorunun cevabı olarak şunları söylüyor: Şehre göçle birlikte göçmen aileler tarafından geliştirilen kişisel ve sosyal ilişki ağları eskisinin devamı niteliğindedir, yani güncelliğini korumaktadır.Nitekim, Dedeoğlu’nun aktarımında Şenyapılı da bu konuya yoğunlaşarak, Gecekondularda yaşayan kadınlar daha dar ailelerde yaşıyor gibi gözükseler de geleneksel aile motiflerini hemşehrilik ve akrabalık ilişkileriyle yürütürler diyor. Üstelik ailedeki kişi sayısı zamanla azaldığından ve kızlar genç yaşlarda evlenme eğiliminde olduklarından gecekondularda yaşayan kadınlar tam zamanlı çalışma eğilimi göstermemektedir. (14)
Aktarılanlardan da çıkardığımız üzere bu kadınları tanımlarken onların kimliğine dair eklememiz gereken bir durum ortaya çıkıyor: bu kadınların işgücüne bu temellerde katılımı onların çok katmanlı bir sömürüye maruz kalmalarına yol açıyor. Cinsiyetçi ideolojilerin annelik ve kadınlık tanımlamalarının bir sonucu olarak emek piyasasındaki cinsiyetçi işbölümünden nasiplerini alıyorlar ve kendilerine uygun olarak görülen bu işlerde çalışıyorlar. Kendi becerilerinin bir uzantısı olarak yaptıkları işlerden ücret alıyorlar fakat ne kendileri ne de aileleri bu işi çalışma olarak adlandırmıyorlar. Bu durumu, yani bu kadınların kendi işlerine nasıl baktıklarını değerlendirmek istediğimizde White’ın ezme-ezilme ilişkilerine dair söyledikleri önem kazanıyor: Bu durum emek ideolojisi içerisinde öğrenilen ve ifade edilen ezme ilişkilerinin bir göstergesidir. (15)
Şehre göç etmiş ailelerde geleneksel aile ilişkilerinin devam ediyor olduğuna değinmiştik. Yazının bu noktasında bu değiniye şunu eklemek yerinde olacaktır: bu aile yapısı içerisindeki ilişkiler kadının emeğine el koyar, kadın ailesinin devamı için ekonomik faaliyetlerde bulunur ama bu faaliyetler görünmez kılınır. Yani kapitalist Pazar sömürüsüne bir de aile içi sömürü eklemlenir.
Peki kadınlar buna nasıl razı oluyor?
Bu süreci bir farkındalık olarak mı yaşıyorlar?
White, kadınların bir dizi kompleks sömürü ilişkisi içerisinde bulunduğunu söylerken, bu ilişkilerin aynı zamanda akrabalık ve komşuluk etrafında gelişen karşılıklı güven ve dayanışma ilişkileri olduğunu da ekler. Yani özetle şunu söyleyebiliriz ki tanımlamaya çalıştığımız kadınlar toplumsal kimliklerini fedakarlıklarıyla ediniyor durumdalar. (16)
Fedakarlık ve minnettarlığın karşılıklı ilişkisi...
Ve...
Bu ilişkinin beraberinde taşıdığı iki kavram dayanışma ve bağımlılık.
Peki minnettarlık ve dayanışma sömürüyü destekliyorsa bu çelişkinin içinden çıkış noktasını nerede bulabiliriz?
Bir yanda kadınların toplumsal aidiyetlerini sağlamaya çalıştığı bir yapı var diğer yanda aynı kadınların aynı yapı tarafından sömürüsü söz konusu. Hatta bu sömürü kapitalist sömürüyle paralellik gösteren bir sömürü.
Bu durumun çözümü için belki de uzun yollar almak gerekiyor. Ama çıkış noktasını ev içi- ev dışı iş kategorileşmesinin kapitalizmin ve daha da ötesi erkek egemen ideolojinin ürünü olduğunu söylemek oluşturabilir belki de. (17)
Toplumsal olarak üretilmiş ve dayatılmış olanın değişebilir olma ihtimali belirir o zaman. Ama değiştirmek için müttefik olmak gerekmez mi?
Resmi istatistiklere göre, yalnızca 10 yetişkin kadından 3’ü ev dışında ücretli bir işte çalışırken bu rakam erkeklerde 7’ye çıkıyor. (18) Bu durumu başka bir şekilde şöyle ifade edebiliriz: 10 kadından 7’si ev kadını olarak hesaplanmaktadır.
Dedeoğlu bunun sebeplerine dair şunları söylüyor: tarımsal alanlardaki mekanizasyon, tarımla uğraşanların sayısını oransal olarak azaltmış, dolayısıyla köyden kente göç olgusunu başlatmıştır. İstatistiksel olarak tarımsal üretimde çalışan ücretsiz aile işçisi olarak geçen kadınlar şehre göçle birlikte emek piyasasına girmeyip ev kadını olarak kalmışlardır. (19)
Bu noktada Dedeoğlu’nun saptamasının eksik kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır diye tahmin ediyoruz. Çünkü ev kadını olarak anılan bu kadınlar parça başı üretim yaparak emek piyasasına girmiş durumdadırlar. Küçük ölçekli üretimde giderek artan bir biçimde kullanılan bu üretim tarzı yukarıda da söylediğimiz gibi kadının becerisinin doğal bir süreci, devamı olarak nitelendirilir durumdadır. (20)
Ferhunde Özbay da metropolitan kent merkezlerinde parça başı üretim yapan kadın sayısının hızla arttığına ve bu kadınların işgücü istatistiklerinde ev kadını olarak anıldıklarına işaret ediyor. Özbay’a göre hızla gelişen Türk konfeksiyon sanayii evlere parça başına çok düşük ücretler vererek üretim maliyetini en aza indirmeye çalışmakta ve dünya pazarında rekabet gücünü artırmaktadır. Ancak bu işler son derece informal bir ilişki ağı çerçevesinde örgütlendiği için çalışanlar açısından sürekliliği ve iş güvencesi olmayan geçici uğraşlar olarak değerlendirilmektedir. Zira kadınlarda bu uğraşlarını bir iş olarak kabul etmemektedir. (21) Alıntıdan da anlaşıldığı üzere tanımlamaya çalıştığımız iş, tekstil piyasasının ihtiyaçlarını karşılayan bir emek örgütlenmesi.
Tekstil üretiminin ise ihracata yönelik bir üretim olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla küçük ölçekli üretimlerle ortaya konulan tekstil ürünleri genellikle ihracata yönelik oluyor demek yanlış olmayacaktır. Bu durumda ortaya bir sonuç çıkıyor: evde parça başı üretim yapan kadınların emeğini sadece yerel ölçekte değil küreselleşen dünya düzeni içerisinde düşünebilmek gerekiyor. Böyle düşününce de gözümüzün önünde sömürülen kadın emeği beliriyor. Kadının emeği hem evin içinde hem de pazarda sömürülüyor. White aile içi emek örgütlenmesi olarak tanımladığı evde parça başı üretimi emeğin sömürüsü açısından incelerken şunları söylüyor: "Bu üretimin büyük bölümü dünya pazarına yönelik olduğu için, ortaya çıkarılacak olan yalnızca yerel kültürle kapitalizm arasındaki uyumluluk değil, aynı zamanda uluslar arası iş dünyasının emeğin kültürel yapılanışında yararlanması ve ucuz, feda edilebilir kadın emeği havuzunu oluşturan üretim süreçlerinin temel işleyişidir de." (22)
Parça başı ya da hane içi olarak tanımlanan emeğin örgütlenmesi ve ikili sömürüsüne değindik, bu bahsettiğimiz işin tanımına dair açıklamalarda bulunmak önemli bir hal alıyor. Zira, hane içi üretimden söz etsek de bazı kadınların evlerinin dışında da bu üretime katıldıklarını, ama emeğin örgütlenmesi ve sömürü süreçlerinin yine aynı olduğunu görebiliyoruz. White, bunu mekansal tercihten çok üretim ilişkilerinin toplumsal ağının önem kazanmış olmasıyla açıklıyor. Bazı kadınların ev içinde değil de atölyelerde üretime katıldıklarını ama yine de emeklerinin toplumsal olarak iş sayılmamaya devam ettiğini belirtiyor. (23)
Burada iki önemli faktör ortaya çıkıyor gibi: Üretim araçlarının kimin elinde olduğu ve dağıtımı ve ödemeyi kimin yaptığı. İki faktörün gelip kesiştiği yer de kadına yüklenen geleneksel roller.
Birincisi, üretim araçlarının aslında erkeklerin elinde olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Biz burada üretim aracı derken para kazanmak amacıyla risk altına girilerek sahip olunan araçları kastediyoruz. Tekstil üretim makineleri örneğin. Bunu belirtmek gerekiyor çünkü aslında bazı kadınların evlerinde kazak örme makinesi, dikiş makinesi gibi araçların bulunduğunu da görüyoruz. Ama bu araçlar üretime ve emeğin pazarlanmasına dair araçlar olarak görülmüyorlar. Kadınlar kendilerini ev kadını olarak tanımlarken, emeklerini de boş zamanlarını değerlendirme ve bir yandan da üç beş kuruş kazanma olarak nitelendiriyorlar.
İkincisi, dağıtım ve ödemenin de erkekler tarafından yapıldığı. Aslında şunu söylemek mümkün: kadınlar evdeki işi yapar erkekler ise dağıtım, satış, para alma işleriyle uğraşır. Bu tür üretimlerin kadına yüklenen geleneksel rollerin bir devamı olması aslında dağıtım ve ödemenin de erkekler tarafından yapıldığını kendiliğinden ortaya çıkartıyor. Bu emek örgütlenmesinin iki ucu birbirini sağlıyor. Kadının geleneksel rolleri, kendini ev kadını olarak tanımlaması ve erkeğin sahip olduğu sahiplik odakları.
Bu durumda ev içi ya da parça başı olarak nitelendirilebilecek üretim tarzı da, Türkiye’deki cinsiyetçi rollerin kadının emeğinin örgütlenmesinde belirleyici olduğunun bir göstergesi. Türkiye’de enformel sektörde çalışan kadın sayısının, formel sektörde çalışan kadın sayısından daha hızlı arttığını biliyorken şunu söyleyebiliriz (24) : kadınların işgücüne katılımı ve bu katılımın istihdam açısından sonuçları, kadınların ev içindeki ağır sorumlulukları ve cinsiyetçi ideolojilerin de etkisiyle ancak enformel olarak ortaya çıkabilmektedir.
2. Prof. Dr. Meryem Koray, Sosyal Politika, Ezgi Kitabevi, Bursa; 2000; 54
3. Wallerstein toplumsal sınıf kavramını Antik Yunan’a kadar götürür. Ayrıntılı bilgi için bkz. Immanuel Wallerstein, The Capitalist World Economy, Marx and History: Fruitful and Unfruitful Emphasis, Cambridge, 1979
4. Prof. Dr. Meryem Koray, Sosyal Politika, Ezgi Kitabevi, Bursa; 2000; 10.
5. Prof. Dr. Meryem Koray, bu durumu şöyle açıklıyor: Başlangıçta endüstride çalışanları koruyucu müdahalelerle başlayan sosyal politika, koruyucu müdahalelerin anlamının gelişmesiyle toplumun tüm bireylerini kapsayacak bir genişliğe ulaşmıştır. A.g.e.; 55.
6. Eşitlik politikalarının gelişimi hakkında ayrıntılı bilgi için. Bkz. A.g.e.; 211.
7. A.g.e.; 279.
8. Prof. Dr. Yıldız Ecevit, Kentsel Üretim Sürecinde Kadın Emeğinin Konumu ve Değişen Biçimleri., Şirin Tekeli, haz. 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, İletişim Yay., İstanbul: 1993; 122.
9. Ecevit, formal sektör dışı kalan kadın emeğinin hem ev içi hem ev dışı informal yapılarda her geçen gün daha çok kullanılacağını söylemek hatalı bir ön kestirim olmaz diyor. Kadınların, kentlerdeki informal işlerle olan bağlantılarının geçici olmaktan çıkıp, sürekli ve kurumlaşmış bir yapı oluşturma yolunda olduğunu ekliyor. A.g.e. ; 127.
10. Bkz. Saniye Dedeoğlu, Sindrella’nın Pazara Yolculuğu., Neşecan Balkan, Sungur Savran, haz., Neoliberalizm’in Tahribatı; 2000’li Yıllarda Türkiye, Metis Yay., İstanbul: 2004; 267.
11. Bu noktada bu yazıyı herhangi bir alan çalışması üzerinden oluşturmadığımızı belirtmemiz gerekiyor. Gerekiyor çünkü kadınların bölgesel olarak nerede bulunduklarına dair bir tespit yapmamız ancak daha önce yapılan saha çalışmalarının analitik bir incelemesiyle mümkün oluyor. Bu çalışma bölgesel olarak, Ümraniye, Kadıköy, Pendik, Bağlarbaşı’ndan parça başı üretim yapan kadınlar üzerinde yoğunlaşıyor. Bunu yaparken temel noktası olarak da White’in saha çalışmalarını alıyor. Ayrıntılı bilgi için Bkz. Jenny B. White, Para ile Akraba; Kentsel Türkiye’de Kadın Emeği, İletişim Yay., İstanbul: 1999; 57.
12. Bu kadınların yaptıkları işin tanımını ve içeriğini daha sonra ayrı bir başlıkta vermeye çalışacağız.
13. Ferhunde Özbay bu durumla kapitalizmin yaygınlaşması arasında bir paralellik kuruyor ve kadının aile aracılığı ile kimlik kazanması kapitalizmin yaygınlaşması ile daha da netleşmiştir diyor. Bkz. Prof. Dr. Ferhunde Özbay, Kadınların Ev içi ve Ev Dışı Uğraşmalarındaki Değişme., Şirin Tekeli, haz. 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, İletişim Yay., İstanbul: 1993; 155.
14. Aktaran: Saniye Dedeoğlu, Sindrella’nın Pazara Yolculuğu., Neşecan Balkan, Sungur Savran, haz., Neoliberalizm’in Tahribatı; 2000’li Yıllarda Türkiye, Metis Yay., İstanbul: 2004; 265-266.
15. Bkz. Jenny B. White, Para ile Akraba; Kentsel Türkiye’de Kadın Emeği, İletişim Yay., İstanbul: 1999; 128.
16. White bu durumu hediye, borç ve minnet üçgeniyle açıklıyor. Türkiye’deki toplumsal ilişkiler ağında karşılıklı dayanışmanın oldukça fazla vurgu aldığını belirtiyor. Dayanışma ve yapılan bir iş karşısında minnettar olma ucu açık ilişkilerin kurulmasını sağlıyor bu da beraberinde bağımlılığı getiriyor. A.g.e. ; 143.
17. Özbay bu kategorileşme ile erkek egemen ideolojiler arasındaki bağlantıyı şöyle kuruyor: ev içi- ev dışı gibi kategorileştirmeleri, daha çok ileri sanayi toplumlarındaki erkek egemen ideolojilerin yarattığı ve o toplumlardaki ekonomik yapıyı tanımlamak için uygun kategoriler olarak değerlendirmek mümkündür. Bkz. Prof. Dr. Ferhunde Özbay, Kadınların Ev içi ve Ev Dışı Uğraşmalarındaki Değişme., Şirin Tekeli, haz. 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, İletişim Yay., İstanbul: 1993; 131.
18. (DİE 1996) Aktaran: Saniye Dedeoğlu, Sindrella’nın Pazara Yolculuğu., Neşecan Balkan, Sungur Savran, haz., Neoliberalizm’in Tahribatı; 2000’li Yıllarda Türkiye, Metis Yay., İstanbul: 2004; 262
19. A.g.e.; 263
20. Bkz. Jenny B. White, Para ile Akraba; Kentsel Türkiye’de Kadın Emeği, İletişim Yay., İstanbul: 1999; 19
21. Bkz. Prof. Dr. Ferhunde Özbay, Kadınların Ev içi ve Ev Dışı Uğraşmalarındaki Değişme., Şirin Tekeli, haz. 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, İletişim Yay., İstanbul: 1993; 135.
22. Jenny B. White, Para ile Akraba; Kentsel Türkiye’de Kadın Emeği, İletişim Yay., İstanbul: 1999; 20.
23. A.g.e. ; 157.
24. Formel ve enformel sektörde çalışan kadın sayılarına dair ayrıntılı bilgi için bkz. Saniye Dedeoğlu, Sindrella’nın Pazara Yolculuğu., Neşecan Balkan, Sungur Savran, haz., Neoliberalizm’in Tahribatı; 2000’li Yıllarda Türkiye, Metis Yay., İstanbul: 2004; 267.
* Dedeoğlu, Saniye, Sindrella’nın Pazara Yolculuğu., Neşecan Balkan, Sungur Savran, haz., Neoliberalizm’in Tahribatı; 2000’li Yıllarda Türkiye, Metis Yay., İstanbul: 2004
* Dedeoğlu, Saniye, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Açısından Türkiye’de Aile ve Kadın Emeği,Toplum ve Bilim, Güz 86 (2000)
* Koray, Prof. Dr. Meryem, Sosyal Politika, Ezgi Kitabevi, Bursa; 2000.
* Özar, Şemsa, Some Observations on the Position of Women in the Labor Market in Development Process of Turkey, Boğaziçi Journal, Cilt 8, Sayı 1-2 (1994)
* Özbay, Prof. Dr. Ferhunde, Kadınların Ev içi ve Ev Dışı Uğraşmalarındaki Değişme., Tekeli, Şirin haz., 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, İletişim Yay., İstanbul: 1993.
* Wallerstein, Immanuel, The Capitalist World Economy, Marx and History: Fruitful and Unfruitful Emphasis, Cambridge, 1979.
* White, Jenny B., Para ile Akraba; Kentsel Türkiye’de Kadın Emeği, İletişim Yay., İstanbul: 1999.